1 Eylül Dünya Barış Günü: Sağlığın Yolu Barış ve Demokrasiden Geçer
1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, mesleğimizin ve hekimlik değerlerinin bize yüklediği sorumlulukla bir kez daha ifade ediyoruz:
Savaş bir halk sağlığı sorunudur. Sağlık hakkının güvence altına alınmasının yolu barış ve demokrasiden geçer.
Dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar ve çatışmalar sürerken milyonlarca insan yaşamını yitiriyor, yaralanıyor ve yerinden ediliyor. Sağlık kurumları tahrip ediliyor, sağlık çalışanları hedef alınıyor, sağlık hizmetlerine erişim engelleniyor; savaşın fiziksel ve ruhsal yaraları kuşaklar boyunca taşınıyor.
Filistin başta olmak üzere, sivillerin yaşam hakkının ihlal edildiği, sağlık kurumlarının ve sağlık çalışanlarının saldırıya uğradığı her yerde savaş ve şiddet politikalarına karşı çıkıyor; savaşların ve işgallerin son bulmasını istiyoruz.
Hekimler olarak biliyoruz ki, savaş yalnızca ölüm ve yaralanmalara değil; ruhsal travmaya, zorunlu göçe, yoksullaşmaya, sağlık hizmetlerinin aksamasına ve toplum sağlığının bozulmasına da yol açmaktadır. Bu nedenle savaşa karşı çıkmak ve barışı savunmak, hekimlik değerlerinin ve halk sağlığını koruma sorumluluğunun ayrılmaz bir parçasıdır.
Ülkemiz de uzun yıllardır ağır toplumsal ve insani bedellere yol açan çatışmalı sürecin sonuçlarını aşma ve kalıcı bir barış kurma sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Biz Türkiye’nin uzun yıllardır çözülemeyen temel sorunlarından biri olan Kürt sorununun da savaş ve güvenlik politikalarıyla değil; demokratik, müzakereci ve barışçıl yollarla, temel hak ve özgürlükler temelinde çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Silahların susması ve çatışmaların sona ermesi önemli ve değerlidir. Ancak kalıcı barış yalnızca çatışmasızlıkla değil; demokrasinin, insan haklarının ve eşit yurttaşlığın güvence altına alınmasıyla mümkündür.
Hakikatle yüzleşmeden, adalet ve yargı bağımsızlığı sağlanmadan, adil yargılanma ve savunma hakkı güvence altına alınmadan ve halkın seçme-seçilme hakkı ile yerel demokratik iradeyi zedeleyen kayyum uygulamalarına son verilmeden; yaşanan toplumsal travmanın onarılamayacağını ve kalıcı bir toplumsal barışın inşa edilemeyeceğini biliyoruz.
Farklı kimliklerin, dillerin ve kültürlerin eşit ve özgür biçimde yaşayabildiği; düşünce ve ifade özgürlüğünün, örgütlenme ve siyaset yapma hakkının güvence altında olduğu demokratik bir toplum, kalıcı barışın temelidir. Bu nedenle yeni sürecin toplumun bütün kesimlerinin katılımına açık, şeffaf ve demokratik bir zeminde yürütülmesini; Meclis’in, siyasi partilerin, emek ve meslek örgütlerinin, kadınların, gençlerin ve sivil toplumun sürece etkin biçimde katılmasını önemsiyoruz.
Kalıcı barış ve demokrasinin sağlık açısından taşıdığı önemi de özellikle vurguluyoruz. Çatışmalar ve antidemokratik uygulamaların devam etmesinin, sağlık hizmetlerinin sürekliliğini bozduğunu, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını ağırlaştırdığını ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikleri derinleştirdiğini biliyoruz.
Hapishanelerde sağlık hakkı, hasta mahpusların sağlık hizmetlerine erişimi, anadilinde sağlık hizmeti ve sağlık çalışanlarının mesleki bağımsızlığı gibi başlıklar, sağlık hakkının demokrasi, eşitlik ve insan haklarından ayrı düşünülemeyeceğini göstermektedir.
İnsan hakları herkes içindir; sağlık hakkı da herkes içindir.
TTB olarak; sağlık hakkının herkes için eşit ve erişilebilir olduğu, sağlık çalışanlarının güvenli ve insanca koşullarda çalışabildiği, hekimlerin mesleki bağımsızlığının korunduğu ve ayrımcılığın olmadığı bir toplum için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Geçmişte olduğu gibi bugün de savaşın, şiddetin, ayrımcılığın ve nefret dilinin karşısında; yaşamın, barışın, demokrasinin yanında olmaya devam edeceğiz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

